|
|
|
|
 |
İşte ah! Felsefe
Hem hukuk, hem hekimlik Hem de ilahiyat ne yazık Okudum hepsini, hummalı hevesle! Okudum da ne oldum, zavallı ahmak! Hala önceki çaylak Şanım master, hatta doktor Nerdeyse on yıl oluyor Aşağı yukarı eğip büküp Öğrencileri avutup eğitip Görüyorum ki bilemeyiz hiçbir şey ! Bu da yakıyor yüreğimi epey Gerçi zekiyim bütün o boşboğazlardan Doktor, yönetici, yazar ve papazlardan Ne vicdan azabı duyuyorum, ne kuşku, Ne cehennem ne de şeytan korkusu Buna karşın bütün sevincim bitti, Aklım hiçbir şeye ermedi gitti, İnanmıyorum, bir şey öğretebildiğime, İnsanları iyiye, doğruya yöneltebildiğime...
G O E T H E |
| |
|
 |
| |
Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Güncel Önkal
|
|
Bazen yaşam bize tüm yönleri ile ağır gelir.
Hedeflerinden yoksunlaşır. Yalın ayak soğuk ve ıslak
taşlara basmak gibi ürkütücüdür. Ağır bir çanta ile
yokuş yıkarı çıkmak kadar soluksuz bırakır. Ağrır bütün
kemikleriniz. Ne oturduğunuzu, ne yattığınızı ne ayakta
olduğunuzu anlarsınız. Bir akış vardır ve dışındadır
bizim. Bir yerlerde belli bir zamanda bazı insanlarla
olmak gerekliliğini siz belirleyemez duruma düşersiniz.
Acizdir varlığınız. Aynaya bakmadan kaç gün üst üste
geçmiştir de günlerden hangi gün olduğunu bile
unutursunuz. Koşulludur yaşamınız. Bunun için, şunun
için, ….. için yap-malıyım ilkesi yer bitirir
varlığınızı. Artık siz siz değilsinizdir yaşam ile
yaşamamak arasında.
Yaşama zevki kültürel bir öğretilmişliktir. Yaşam
sanıldığının aksine belli türden bir “benci”liği
gerektirir. Oysa ki başkaları için yaşam size
öğretilmişse, başkaları el ayak çektiğinde kendi
kendinize kaldığınızda tüm temelleri yıkılır yaşam
kulenizin. “Ben” olabilmeyi başaramamak yaşamın bittiği
andır. Yaşamamaktır daha doğrusu. Ben diye bir şey
yoksa, öteki ve sen de yoktur. Tanrı’nın bile el
uzatamayacağı bir alana hoş geldiniz. Siz artık yaşam
ile yaşamamak arasındasınız. Tüm sesler bıkkınlık verir.
Havanın nasıl koktuğunu unutmuş gibi alık alık
bakarsınız camdan dışarı sanki hafızasını orta
yaşlarında yeniden kuran bir şaşkın gibi. Geçmiş-gelecek
şimdinin esiridir, o anlamsız ve yaşanması zorunlu
şimdinin. Çünkü “kırılan ümitlerin mazidedir neşesi.”
Varoluşunuzun yapmanız gerekenlerin boyunduruğuna
girdiği anda siz artık siz değilsiniz. Hiçbir şey
kendiniz olma lüksünüzün üstünde olmamalıdır. Demesi
kolay tabi ama başarması duyular yığını olarak
yaşamayanlara bir o kadar zordur. Acılıdır. Depresif ve
ürpertici bir süreçtir yaşamak düşünüldüğünde.
Yalnızsın Tanrı kadar. Yalnızsın zifte bulanmış bir
karabatak kadar. Yalnızsın zevklerinde, tatlarında,
acılarında, gülüşlerinde, ailende, sevdiklerinin
gözlerinde, toplumda, kültürde, müzikte, filmde,
kitapların arasında. Bir başkası ile konuşurken bile
yalnızsın. Fark ettin mi?
Düşünüyorum o halde varım sözünü hatırla. Düşünüyorsam
varlığım kocaman bir soru işaretidir. Evet, tüm
ağırlığım ile varım. Maalesef kabul. Ağırlığım
varlığımdan gelir ve varlığımın üzerine biner. Onu bir
daha, bir daha ağırlaştırır. Yokuş yukarı çıkarken
sırtımdaki çanta giderek ağırlaşır. Lakin bu yokuş hiç
bitmeyecek gibi. Sisifos Söylencesi gerçekmiş. Şaşırdım
ama bu kadar. Varolmak kendisinden kurtulunamayacak bir
yüktür, düşer ve kalkar ama hep seninledir. Bitirilemez,
yok edilemez. O sendir. Hesse’nin Bozkırkurdu’sın sen,
Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı. Sen bildiğin gibi
değilsin. Sen kendini bilmeyen, varolmanın dayanılmaz
ağırlığına saygı duymayan bir cahilsin.
|
|